SLM HOŞGELDİNİZ

KATKILARINIZDAN DOLAYI HERKEZE TEŞEKKÜR EDİYORUM ELİNDE GEÇMİŞ YILLARA AİT FOĞRAFLARI OLAN LÜTFEN GÖDERSİN BİZLERLE PAYLAŞSIN MUZO 0147@HOTMAİL.COM ADRESİNE GÖDERE BİLİRSİNİZ

Blog Arşivi

14 Haziran 2009 Pazar

MANDA CAMIZ MALAK










mahallemizin gelirkaynaklarından mandacılık .mahallemizde yaklaşık 150 adet manda bulunmaktadır MEŞHUR MANDA KAYMAĞINI TATMAK İSYEN ISPARTA YALVAÇ SALUR MAHALLEMİZE GELMESİNİ TAVSİYE EDERİM

video

10 yorum:

  1. selamınaleyküm arkadaşlar bende bu işiyapmak istiyorum bana yardımcı olabilirmisiniz

    YanıtlaSil
  2. muzaffer kardeş erkek manda satmak isteyen olursa alırız. irtibat için divane_32@hotmail.com
    bizim burdada camız çoktu ama malum köylerden şehreolan göç sonrasında camız sayısı azaldı. şayet civarında camız balağı yada erkek camız (comba) satmak isteyen olursa haber verirsen sevinirim.

    YanıtlaSil
  3. Kara camızların dövüşü de dövüş ha! Bilen bilir. Köylük yerde yasayıp da camisi bilmeyen yoktur. Kimi yerde "camız", genellikle de "manda" denir bu kara yaratıklara. Çiftin, çubuğun eski günlerinde kara camızların emeği yatar! Yani ki teknik bunca gelişip, traktör, köten, biçerdöver, mibzer, kültivatör, dizkaro gibi araçlar köye girmeden önce bu isler ya kara camızların sırtındaydı; ya da boz öküzlerin. Karasabandan, dövene kadar; hatta kağnı arabalarına bile bu hayvanları koşardı köylü. Bir tek bununla kalsa neyse ne! Bir de sütü olur ki kara camızların. Eh! Aksamdan sağılıp, teldolaba konan camız sütü, sabahın ayazını yeyince, bir parmak kaymak yapar çanağın üstünde. Kir kırabilirsen. Bir de yoğurdu olur ki, camız sütünün, kerpiç gibi! Sırf yağ! Eee bu yoğurdun peyniri, isimigi de ona göre olur değil mi? Sözün özü; adına ister kara camız, ister manda diyelim, bu hayvanların yararı çoktur. Köylük yerinde, çiftin çubuğun yanında sütü yoğurdu için de aranır kara camızlar. Aranır ya, olur olmaz yeri de beğenmez kara camız. İllaki su olacak. Suyun da batağı olacak. Girecek içine, gerine gerine debelenecek. Kırda, otlakta ne bulursa geniş ağızlarıyla geveleye geveleye indirirler gövdeye. Yeter ki otlağa sürüp, yaylımım sağlasın çoban. Tabii bir tek camız için bir çoban tutulmaz. Köyde yalnız camızlar için değil, inek, öküz gibi bütün hayvanları güdecek bir çoban tutulur. Çoban sabahın erinde çıkar köy meydanına, toplar sığırları. Sabahın köründe ana baba günü meydan. Küçük kızlar, yaslı nineler, ellerinde tezek helkeleri, koşup dururlar ineklerin, camızların ardından. Hele kara camızların tezeği için koşturan koşturana. Camızlar önceden paylaşılır. Daha isini bitirmeden, çocuklar tutar helkeyi ardına. Kuyruğunu okşarlar. Belini sıvazlarlar ki tez yapsın isini diye. Camisin tezeği de tezek olur. Meşe odunu gibi yanar ocakta. Tez pişirir yemeği. Kara camızların pisliği bile yarar köylünün isine. Yarar ki eli ağzına yeten, süte kaymağa düşkün olan herkesin kapısında bağlıdır bir çift camız.

    YanıtlaSil
  4. Kara camız su; kara camız bu! Öykümüzü bir iyice belleklere yerleştirebilmek için, biraz da camız kavgasından söz edeceğiz. Camız dövüşü hiçbir hayvanin dövüşüne benzemez. Boğa güreşi, deve güresi hiç kalır camız dövüşünün yanında. Bazı köylerimizde özel olarak dövüş için beslenen camızlar vardır. Altı ay öncesinden bakıma alınır dövüş camızları. Zeyrek, burçak ve hamurla özel olarak beslenir. Dövüş günü yaklaşınca da, yiyeceklerine acı biber katip, kızdırırlar iyice camızları. Bir de "şart" koyarlar ortaya, Elli tane koyun. İki bas inek gibi canlılar, ya da belli bir miktar para konur ortaya, "şart" olarak. Camızlar köy meydanına getirilip salınır. Eh artık gerisi camızlara kalmış bir şey. Birisinin ölüsü çıkar alandan. Ama hangisinin. İki camız kavgaya girdi mi birisi kalır alanda. Neden derseniz; camızlar inat hayvanlardır. Kiran kirana girerler birbirine. Ayırmanın olanağı yok. Burunlarından ateş fışkırır camızların. Kuyruklarını dikletip bir girdiler mi boynuz boynuza, kan revan içinde kalır hayvanlar. Saatlerce boğuştuğu olur camızların. Dövüş nasıl biter diyeceksiniz? Ya camızlardan biri çatlayıp kalır alanda, ya seyirciler dayanamayıp ip atarlar. İp derseniz öyle incecik sicim değil. İri kalın urgan atılır arasına camızların. İki ucundan da otuz kırk kişi sarılır urgana. İkisini de yıkarlar yere. Sonra gözlerini bağlarlar. Ayaklarını da sararlar urganla. Yoksa kimse zaptedemez camızları. Ha! Bir de çobanın etkisi var camızlara. Çoban gelip de aralarına girdi mi, dayanamaz camızlar. İkisi iki yana çekilir gider. Çoban dediysek, öyle olur olmaz çoban değil. İki camıza da emeği geçmiş olacak çobanın. Kokusunu alacak camızlar. Giysisini tanıyacak. Sesini bilecek. Yoksa benim diyen çoban, arasına giremez, kavgaya tutuşan camızların. Giremezse n'olur? Saatlerce vuruşurlar. Boyun boyuna. Boynuz boynuza. Bir de geriye çekilip, vurucu darbeye geçisleri vardır camızların. Bu hareket iki camızdan birinin sonu olur. Boyun boyuna, boğaz boğaza, boynuz boynuza vuruşan camızlardan biri diğerini yıkamazsa, ikisi iki yana çekilir. Elli yüz metre çekildikten sonra, hızla koşarlar birbirine. Öyle bir vuruşurlar ki, ikisinden biri yere yıkılır.

    YanıtlaSil
  5. Derler ki iki camız öylesine vurur ki birbirine aralarına bir tonluk kaya parçası koysanız, kül ufak olur, dağılır.

    Camızlar her zaman sahiplerinin isteğiyle dövüşmezler. Gün olur, bir ağızlık yiyecek; gün olur bir yatımlık su birikintisi, ya da dişi bir camız, boynuz boynuza getirir iki erkek camisi. Türkümüze öykü olan olay da böyle olmuş.

    Siz deyin Ahmet, biz diyelim Mehmet. Adi önemli değil. İsi çobanlık. Sabahın erinde köy meydanına getirilen sığırları toparlar, katar önüne. İnek , öküz, camız. Ne sürerse köylü alana, alır götürür meraya. Dağ, bayır, ova, çayır dolaştırır durur. Öğle olup, kızgın güneş tepeden vurunca, katar önüne suya indirir sığırları. En son kara camialar girer suya. Ağır hayvanlardır camızlar. Olur olmaz koşmazlar. Bir de koşarlarsa, ardından at salsa insan kavuşamaz. Neyse, dememiz o değil; en son suya girerler camızlar ya, suyun en derin yerini seçip yatarlar içine. Çobanın su kenarına gelip de "deh" lemesini duyana kadar uzanırlar suda, Ne zaman ki çoban, su kıyısına gelip isliğini çalmaya baslar, ağır ağır yekinirler yattıkları sudan. Yekinirler ki, camız demeye bin tanık gerek. Birer kuzu gibidirler ; çobanın önünde. Çobanın isteği onlar için buyruktur. "De ha! Yürüyün!" Yürürler. "Yaylıma geçin!" geçerler. İri, kalın dudaklarını sürüyüp, geçerler çayırları. Sözün özü, çobanla camızlar arasında hiç bozulmayan bir anlaşma vardır sanki.

    Çoban derseniz, dal gibi. Yakışıklı bir genç. Kimi kimsesi de yok çobanın. Biriktirdiği üç bes kuruşla, bir göz ev yapmış köyün dışında. Ha! Bir de nisanlısı, var çobanın. Köylü bir olup dengince birine nişanlamış. Boyu boyunca, huyu huyunca nisanlısının. Bir de düğünü yapıp, muratlarına erseler; çok bir dileği yok çobanın. Üç günlük ömürde daha ne gerek. Gerisi kendiliğinden olur. Çoluk çocuğa karışırlar zamanla. Kim bilir belki bir çift camızları olur zamanla. Sütünü peynirini satarlar. Daha bir rahat olurlar. Camızlar birken iki olur; iki iken üç. Neden olmasın, herkesin nasıl oluyor.

    Sürüyü önüne katip, dağ, bayır dolaşırken bunları düşler çoban. Düğün de gelip dayanmıştır zaten. Bir elbise kestirmek gerek. Ele güne karsı ayıp olur yoksa. Hiç yeni elbisesi olmamıştır zaten. Söyle lacivert bir takım! Kumaş olması şart değil. Mülaki de olsa olur. Yeter ki yeni olsun. "Güveyinin elbisesi eski" demesinler. Postalları da yenilese iyi olur. Hös postallar göze batmaz pek. İlla ki lacivert elbise! Postalları boyatsa da olur.

    YanıtlaSil
  6. Ve gelir düğün günü. Bir yanda davul zurna, bir yanda saz söz. Herkes sevip, yardim ediyor çobana. Kimisi davul tutmuş, kimisi düğün aşını yapıyor. Kimi de, bir tokluyu boynuzundan çekip, bağlamış çobanın evinin önüne. Köylü bir can gibi olmuş çobanın düğününde. Herkes düğünün sahibi; herkes düğünün çağrılısı. Kimi halay çekiyor, kimi su dağıtıyor. Kimi de yer sofralarına çeki düzen veriyor. Güveyi derseniz çok mutlu. İçi içine sığmıyor. Nisanlısına kavuşacak bir yandan; köylünün dayanışması, yardımı kıvandırıyor bir yandan. Ha! Sığırları sabahın erinde vurmuş bayıra. Yayılıp duruyorlar. Baslarında da bir çocuk var. Bugünlük bakıyor. Yarından sonra geçecek yeniden sürünün basına. Bir yandan lacivert elbisesine bakıyor sık sık; öte yandan sığırları düşünüyor. "Allah vere bir aksilik olmasa. Elin ekinine girip, ziyan vermese hayvanlar. Vuruşup birbirini yaralamasa camızlar" diye geçiriyor içinden. Davullar da hızlı hızlı vuruyor bir yandan. Aksam yakın. Gelin, neredeyse getirilecek. Kız evinden, kızı almaya gitmiş kalabalık. Güveyin yanında yalnızca iki sağdıcı var. Uzaktan sürüyü teslim ettiği çocuk görünür. Nefes nefesedir. "Seyfettin emmilerin camızıyla, Menco dayının camızı birbirine girdi. Kiran kirana dövüşüyorlar" der. Güvey ne yapacağını şaşırır. O, sağdıçlara bakar; sağdıçlar ona. Gelin geldi gelecek. Davulun sesi yaklaşıyor. Menco'nun camız gelir gözünün önüne. Elinde büyümüştür. Malaklığını bilir. Ya öteki, kıyamazsın bakmaya. Birinden biri yıkılacak alana. Davulu da, gelini de unutur bir anda. Bir koşu tutar yolu. Dövüş alanına ulaşır. Sağdıçlar da pesinde. Girer kavga eden camızların arasına. Camızlar dövüşe dövüşe bayırdan aşağı inmişlerdir. Çayıra ulaşıp, ikisi iki yana çekilmiştir. Yani dövüşün tam ölüm kalım anıdır. İki camız birbirinden yüz metre kadar uzaklıkta, ayaklarıyla otları kazıyor. Burunlarından alev fışkırıyor sanki.

    YanıtlaSil
  7. Camızlar iyice eşinip kızdıktan sonra, hızla koşmaya başlarlar. Öyle bir hızlanırlar ki he hey! Çoban ortalarında. Kenardan durumu seyreden sağdıçlar heyecanlı. Camızlar vardı varacak. Hiçbir durma belirtisi yok. Hızları artıyor üstelik. Çoban kendinden emin. Hareketsiz duruyor. Her zamanki gibi, gelip bir metre yakınında duracaktır camızlar. Sonra biri bir tarafa; öteki öbür tarafa. Ama öyle olmuyor bu kez. Çobanın yeni çülaki elbisesini tanıyamıyor camızlar. Kokusunu alamıyorlar. Öyle bir vuruşuyorlar ki, aradaki çobanın kemik sesleri geliyor. Sonra kıpkızıl kana boyanıyor çülaki elbise.

    Haber köye ulaştığında, gelin indirme havasını çalan davullar susuyor, zurnalar çalmaz oluyor. Ve olay halkımızın yaratıcı diliyle, "Kara camızları vurdum bayıra"

    YanıtlaSil
  8. KARA CAMIZLARI VURDUM BAYIRA
    Dövüşe indi çayıra,
    Deyin güveye gele ayıra,
    Güveyin isini Allah ayıra

    Giderem giderem dudu kuşu gibi durmaz giderem,
    Hulusi gönülden kalkar giderim.

    Bir oda yaptırdım döşetemedim,
    Üç günlük ömrümü beş edemedim,
    Zalim felek ile bas edemedim,
    Bu kara bahtıma küsmüş giderem,

    Camızı Bağladım Otluğa Yakın
    Camız Beni Vurdu (Ana) Guşluğa Yakın
    Nişanlım Geliyor Boyuna Bakın

    Ganlı Kenli Gara Camız Öldürdün Beni
    Gülüm Gonca İken Soldurdun Beni

    Bugünkü Günlerden Pazardır Pazar
    Açma Yorganımı (Ana) Yareler Azar
    Nişanlım Duyunca Divane Gezer

    Ganlı Kenli Gara Camız Öldürdün Beni
    Gülüm Gonca İken Soldurdun Beni

    Gelin geldi ağ odaya yaslandı
    Elimde mendilim yaşlan ıslandı
    Güvaayı görünce camız boşlandı
    Gara camızdan sol böğrümde yaram var
    divane_32 sizler için yolladı

    YanıtlaSil
  9. bizim bi çakır camız vardı birtek ablama sağdırırdı. başka kimseye sağdırmaz yem döktürmezdi. çocukken bizim camızı gören çocuklar kaçardı önünden

    YanıtlaSil
  10. burası nere hangı şehrımız

    YanıtlaSil